Büyük umutlarla başlamıştı her şey... Umutsuzluk dediğin şey hiç uğramamıştı sanki gezindiğimiz sokaklara. Üstümüzden uçan her kuş talih kuşuydu sanki. Kararsız adımlarla yürüyorduk ama umutluyduk. Bitmeyecekti yol. Çıkmaz sokağı yoktu bizim mahallenin. Bazen sapa, izbe, kuytu yerlerden geçsek de sonunun yine aynı ışıklı yola çıkacağını hissediyorduk. Küçüktük. Burnumuz sürtünene kadardı bu hislerimiz. Ansızın geldi gelen her neyse. Peş peşe kayboldu güvercinler. Yazı turaları hiç bilemez olduk. Kapılar bir bir kapandı yüzümüze. Yüzümüzü güldürenler gitti ve ağlayamadık da ağlayamadık. Hiç böyle olmamıştık, yanıldık, çok yanıldık. Sonra çöküntüler başladı bir bir, kalbimizin bir yerleri yanmaya başladı. Ağlayamadık ama buğulandı gözlerimiz... Olmadı. O zaman başladı sitemler. Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler diye. Çoook sitem ettik. "Böyle mi sona erecekti?" diye. Anladık sonra nihayet! Hayat böyleymiş. Elinden alırmış bazen bütün ışıklarını karanlığa göm...